Anne Dostu Şirketlerin Uygulamaları

ilkgun

Yeni bir eğitim öğretim yılına merhaba dedik. Öncelikle tüm öğrencilere başarılar diliyorum…

İlk kez okula başlayan minikler heyecanı mevcut öğrenciler ise 3 ay aradan sonra okula tekrar başlamanın mutluluğunu yaşıyorlar. Bizler de bu mutluluğa ortak olmanın gururunu yaşıyoruz.

Düşünün okulun ilk günü çocuğunuzun yanında olmak istiyorsunuz ama aynı zamanda önemli bir toplantınız veya yapmanız gereken önemli işler var yani bir yanda çalışan bir annenin mesleğinde üretken, başarılı olma hakkı diğer yanda çocuğun anneye sahip olma hakkı. Bu ilişkide dengeyi sağlamakta kolaylaştırıcı rolü maalesef ki ülkemizde çok az anne dostu firma üstleniyor.

Anne dostu firmaların uyguladığı yöntemlere örnek vermek gerekirse kırtasiye malzemesi hediye etmek, kreş veya okul yardımı sağlamak, 10 yaşına kadar çocuğu olan annelere okulun ilk günü ücretsiz izin vermek, esnek çalışma saat uygulaması, iş yerinde kreş, çocuk sahibi olacak çalışanlara özel bebek hediye sepeti gibi birçok yöntemle çalışan annelerin yanındalar.

Doğan Cüceloğlu derki: “Bir topumun bilgeliği çocuklarına verdiği değer kadardır.”

Şimdilik bu uygulamaları az sayıda büyük firmalar gerçekleştirse de, umarım bu sayı her geçen gün daha da artar.

Mutlu annelerle, mutlu ve başarılı yarınlara…

#ikarzusu

Reklamlar

Overqualified ?

overqualified-cv

İnsan kaynakları alanında paylaşılmış yazılara göz attığım sırada bu terim dikkatimi çekti ve sizler için hemen araştırmaya koyuldum.

Overqualified Türkçe’de karşılığı fazla donanımlı, farklı alanlarda yeteneği ve tecrübesi olan çok deneyimli kişiler için kullanılan bir terim olarak karşımıza çıkmaktadır. Tam da işe alım uzmanlarının ve yetenek avcılarının aradığı kişilerdir.

Hayatımızda her şey hızlıca değişirken bizler de bu değişime uyum sağlayabilmek için her geçen gün yeteneklerimize ve deneyimlerimize bir yenisini daha ekleyerek niteliklerimizi artırmaya çalışmaktayız. Mülakatlarda bile kişinin gelişime ne kadar açık olduğu ölçümlenerek gelişime açık veya kapalı olduğu belirlenmeye çalışılmaktadır.

Kendimizi ve yeteneklerimizi geliştirerek kariyerimizde en üst seviyelere çıkmayı hedeflerken fazla nitelikli kişi etiketini aldığımız anda ise bu sefer de dezavantajlı  bir konuma düşmekteyiz.

Peki neden bu fazla donanımlı kişiler reddedilerek işe alınmıyor?

Bu sorunun cevabını Kariyer Dergisi Yazarı Çiğdem Çalık şu şekilde yanıtlıyor:

  1. Maaş: İşveren tarafından ödenecek maaşın adayı tatmin etmeyeceğinin düşünülüp adayın daha iyi bir maaşla farklı bir firmada kolaylıkla iş bulacağı yönünde görüş oluşturularak tercih edilmemesi.
  2. Takım Kuralları: Fazla donanımlı kişilerin ekipteki diğer çalışanlar ile aradaki farklar nedeniyle çatışmalara neden olacağının düşünülerek ekip içerisinde konumlandırılmaması.
  3. Yaş Farkı: Donanımlı kişinin başvurduğu pozisyonun bağlı olduğu yöneticisinin yaşının kişinin kendisinden küçük olması veya genç donanımlı çalışanın yaşça büyük yöneticiyi endişelendirmesi.
  4. Potansiyel Rakip: Yönetici tarafından donanımlı kişinin rakip olarak görülmesi ve  egosuna yenilerek çalışmak istememesi.
  5. Eleme: Başvurulan pozisyonda öncelikle donanımsız adayların ve ardından fazla donanımlı adayların da elenmesi.

Ne yapmalı?

Buradaki mantık hatası ise aranılan bir kişi olmanıza rağmen işsiz kalmanız. Kariyer hedefinizde hızla ilerlemek isterken bu etikete sahip olarak karşınıza aşılması zor bir dağın ortaya çıkması. Böylesi bir durumla karşı karşıya kalındığında uzmanlara göre başvurulan pozisyonda revizyona gidilmeli, bakış açısını değiştirip biraz daha genişleterek yeniden bir arayış içerisinde olunması gerektiğidir.

“Ünlü girişimci Nicholas Chavez’in konuyla ilgili işverenlere verdiği tavsiyelere kulak vermekte fayda var:

–  Hayatta hak ettiğinizi değil, anlaşmaya vardığınız şeyi elde edersiniz.

–  Bulabildiğiniz tüm donanımlı insanları işe alın.

–  Eğer işe almak istediğiniz kişi sizden verebileceğinizden çok daha fazla para istiyorsa ona şunu demeyi unutmayın: “Ben de sana o maaşı vermek istiyorum, neden benimle çalışmaya başlayıp şirketi o noktaya getirmeme yardımcı olmuyorsun?”

Umuyorum işverenler bu sorunu ele alarak en iyi çözümü üretirler ve bu sayede personeller niteliklerini geliştirebilirler…

#ikarzusu

Kaynak

goo.gl/dX6nH3

 

Oyun Başlasın

youtube1.jpg

Çocukluğumuzdan beri en çok sevdiğimiz şeylerden bir tanesi elbette ki oyun oynamaktı. Oyun oynarken fiziksel ve zihinsel birçok becerileri kazanmaya başlarız. Problem çözme yeteneğinden tutunda dil gelişimi, iletişim, paylaşım ve zengin bir hayal dünyası gibi birçok noktada bizlerin gelişmesine katkı sağlar. Maalesef ki eğitim sistemimizde oyunsuzlaştırılıyoruz. 40-45 dakika ders 10 dakika ise oyun oynadığımız bir eğitim sistemine sahibiz. Eğitimde ilerledikçe oyuna harcadığımız süre minumumlara hatta sıfıra kadar iniyor. Üniversitelerden mezun olduktan sonra oyun bitiyor iş başlıyor.

Amerikalı psikolog Stuart Brown “oyunun sadece çocuk aktivitesi olmadığı bir erişkin aktivitesi olması gerektiği hatta kompleks beyinli bütün canlıların oyun oynadığını savunmaktadır. Teorisine göre oynamak kelimesinin zıttını çalışmak olarak algıladığımızı halbuki bu kelimenin zıttının sıkıntı kelimesi olduğunu açıklamıştır.”

Oyunsuzluk = sıkıntı ise o zaman oyun geri gelmeli… 

Bizler bu sıkıntılardan kurtulmak için zamanımızı, bazen paramızı oyunlara yatırır hale geldik. Facebook üzerinden bile her gün oyun istekleri alıyoruz belki bizlerde gönderiyoruz veya oyun aktivitelerine katılıp oyunlar oynuyoruz.

Peki oyun ve çalışmak ikisi bir arada olabilir mi?

Google, Youtube gibi birçok firmaların ofislerini hepimiz biliyoruz, kaydıraklar, bisikletler, salıncaklar ve daha bir sürü şey boşuna konulmuyor. Hepimiz böyle ofislere sahip olamasak da yaptığımız işler sıkıcı bile olsa veya arka arkaya aynı işleri yapmaktan sıkılsak da oyunu işimize dahil edersek keyifle çalışıp sıkıntıları yok edebiliriz.

 Oyunun gücü işte burada…

#ikarzusu

Kaynak

https://goo.gl/XbNbY6

https://goo.gl/DXotd9

https://goo.gl/GB1gkA

Mert Fırat’ın İhtiyaç Haritası’nı Keşfedelim

ihtiyac-hart.png

Sosyal sorumluluk projelerinin vazgeçilmez isimlerinden tiyatrocu, sinema-dizi oyuncusu ve aynı zamanda senarist Mert Fırat küçüklüğünden bugüne kadar birçok sosyal sorumluluk projelerinde yer almıştır. Bu sebeple bu gibi projelerde ilk olarak aklan gelen ve aranılan isim olmuştur. Elbette ki tek başına tüm projelere yetişmesi mümkün değildir. İşte buradan hareketle tüm ihtiyaçları görebileceği ve aynı zamanda insanları hızlıca aksiyona geçirebilecek bir site hayal etmiştir.

İşte İhtiyaç Haritası Projesi bu sayede hayata geçmiştir. Ne demişler her şey bir hayalle başlar…

Dört kurucu üye; Mert Fırat, Elif Kalan, Ali Ercan Özgür ve Güler Altınsoy tarafından İhtiyaç Haritası adında online bir platform oluşturulmuştur. Siteye girdiğinizde ilk karşınıza Türkiye haritası çıkmaktadır. İller, ilçeler hatta mahalleler bazında tüm ihtiyaçlar ve bu ihtiyaçları karşılayabilecek kurumları, gönüllü kişileri artık tek bir haritada görebiliyorsunuz. Harita 3 bölümden oluşmaktadır:

  1. İhtiyaç Gir: İhtiyaç sahiplerinin iletişim ve adres bilgileri ile birlikte ihtiyacın konusunu tanımını varsa fotoğrafını yükleyerek ihtiyaçların girildiği kısımdır.
  2. Destek Ol: Kişilerin ve kurumların destek konusunu tanımını yine iletişim ve adres bilgilerini ekleyerek verebilecekleri desteklerin girildiği kısımdır.
  3. Gönüllü Ol: Çalışmalarda aktif olarak yer almak isteyen gönüllü adayların bilgilerinin girildiği kısımdır. Bilgileriniz istemediğiniz sürece 3.kişi veya taraflar ile paylaşılmıyor oluşturulan formlar sayesinde iletişime geçebiliyorsunuz. Haritadaki bu bölümlere giriş sağlayabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.

“Nerede yaşarsak yaşayalım, yaşadığımız yerin ihtiyaçlarını en iyi biz yaşayanlar biliriz. Bu ihtiyaçların karşılanması ise toplumsal sorumluluk bilinci ile hem yurttaşlar olarak bizlerin hem de ilgili kurumların görevidir”  diyen Mert Fırat amaçlarının para yardımı değil direk ihtiyacın kendisinin karşılanmasını sağlamak olduğunu belirtmektedir.

Hemen her konuda destek alma ve destek olma şansına artık kolayca sahibiz.

Ne duruyoruz…

#ikarzusu

Şirketler Artık Tersine Mentorluk Yapıyor

4

Mentorluk; daha çok bilenin, deneyim, gözlem sahibi olanın bildiklerini, ihtiyacı olana aktarması yani büyüklerden küçüklere doğru işleyen bir bilgi aktarımı olarak özetleyebiliriz. Tersine Mentorluk; ise bunun tam tersi bilgi akışının aşağıdan yukarıya doğru olması durumudur. Günümüzde ise artık teknoloji alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde hayatımızı kolaylaştırıcı birçok ürünleri kullanarak bu bilgilere erişir hale geldik. Hepiniz çok iyi hatırlarsınız ilk bilgisayarlar evlerimize konuk olduğunda kullanımlarını ilk olarak gençler öğrendi ardından büyüklere öğrettiler veya bir başka hatırlayacağınız örnek ise  telefonlardan kısa mesaj gönderimini yine ilk olarak gençler öğrendi ve öğretti. Artık klasik yöntemlerle öğrenmeler geride kalırken bilgiye çok kolay erişimi sağlayan teknolojik yöntem ve araçlara hakim olan gençler sayesinde bilgi artık ışık hızı ile yayılır hale geldi.

 Teknolojik ürün ve hizmet kullanımlarına gençler yani Y kuşağı (1980-1999 arası doğanlar) daha kolay adapte olurken orta yaş grubu olarak tarif edilen X kuşağı (1965-1979 arası doğanlar) ise geriden gelerek bu hıza ayak uydurmaya çalışmaktadırlar. Şimdilerde Z kuşağı (2000 yılı ve sonrası doğanlar) olarak adlandırılan nesil ise zaten internet ve teknoloji ile doğdular. Dolayısıyla adapte olmayı bırakın birebir teknolojinin içerisindeler.

Kısa bir süre sonra artık şirketlerde bu üç kuşak da yer alacaktır tabi ki her neslin güçlü, iyi olduğu özellikleri ve farklı deneyimleri var dolayısıyla bu deneyimlerden şirketlerin en iyi şekilde faydalanması gerekmektedir. Tepe yönetimin alt kuşakları anlaması kurumun sürdürülebilirliği açısından da önemlidir. Kısacası geleceği kaçırmak istemeyen firmalar hızlı davranarak çeşitli programları ve projeleri hayata geçirip bilgi aktarımından maksimum düzeyde fayda sağlamayabilmek amacıyla bu kültürü çoktan hayata geçirdi…

#ikarzusu

Kaynak

http://goo.gl/M586K2

http://goo.gl/4iao5U

Malta’da Dil Eğitimi Maceram Devam Ediyor…

12106816_10153352982713172_5160990880488107477_n

İngilizce dil bilgisi seviyemi geliştirebilmek için yurt dışı eğitim kurumlarıyla ilgili araştırma, başvuru yapma, süreci takip etme ve vize işlemleri derken kendimi tempolu bir koşuşturmacının içerisinde buldum. Bu sebeple bir süredir bloğuma malesef ki yazı ekleyemedim.

Vize işleminin onaylamasının akabinde hızlıca Malta’ya geldim ve şuanda IELS Malta’da (institute of english language studies) dolu dizgin bir şekilde öğrencilik günlerime geri dönüş yaptım. Ekim ayı nasıl geçti anlayamadım.

Yabancı dile hakim olabilmek, hem mesleki gelişimim hem de eğitim hayatım için en önemli enstürmanlardan bir tanesi. Dil yetkinliğimi daha iyi seviyeye taşımak ve daha iyi iş fırsatları yakalayabilmek adına profesyonel çalışma hayatıma kısa bir virgül koyarak dil eğitimime odaklandım. Eğitim yoğunluğundan dolayı bir süre daha yazı ekleyemeyeceğim ancak yeni yılda yeni deneyimler yeni konularla tekrardan burada olacağım.

Şimdiden sabırsızlanıyorum…

Dil eğitiminin yanı sıra farklı bir ülkede farklı kültürden birçok kişilerle iletişim kurmak farklı deneyimlere sahip olmanızı sağlıyor. Bu eşsiz deneyime sahip olmamı sağlayan her daim yanımda olan değerli aileme; ayrıca uzakta olsam da binlerce km uzaklıklardan güzel dileklerini ve enerjilerini buraya gönderen değerli dostlarıma çok teşekkür ediyorum.

Malta’nın başkenti Valletta şehrini keşfetme gezimizden kısacık bir anımı sizlerle paylaşarak, şimdilik sözlerimi burada noktalıyorum…

12188917_10153386114738172_8963198640100270446_n

#ikarzusu

Dr. Miranda Bailey İle Özgüven Üzerine

Large group of a business people jumping together. Isolated on a white background. [url=http://www.istockphoto.com/search/lightbox/9786622][img]http://dl.dropbox.com/u/40117171/business.jpg[/img][/url]

Bu haftaki yazımı sıkı takip ettiğim Grey’s Anatomy dizisinde konu alınan kısa bir öyküden yola çıkarak hazırladım. Dizide hastanede çalışan stajyer ve uzman doktorların hayatları konu alınmaktadır. Birçok olayların anlatıldığı dizide ben sizlere sadece 12.sezon 1.bölümünde konu alınan hastane için yeni bir başhekim atanmasından bahsedeceğim.

Başhekim pozisyonu için 2 farklı aday gösterilmektedir. Bu adaylardan bir tanesi uzun yıllardır bu hastanede çalışan ve cerrahi bölümünün en başarılı doktorlarından Dr.Miranda Bailey bir diğer aday ise farklı bir hastanenin kardiyo şefi Dr.Tracy McConnel’dir. Her iki aday da çok güçlü, yetenekli ve başarılıdır. Dr.Tracy hastaneyi daha yakından tanıyabilmek için yönetim kuruluna yapacağı sunumundan birkaç saat önce hastaneye gelir ve tesadüfen Dr.Miranda ile tanışır. Hastane gezisine Dr.Miranda da katılır birlikte tüm hastaneyi gezerler. Bu gezi esnasında adayın çok güçlü olduğunu gören Dr.Miranda bir anda korku ve endişeye kapılarak başhekimlik seçimine girmekten vazgeçer. Ancak bu görevi hakkettiğini ve en iyi şekilde yerine getireceğine inandığı için son dakikada kararını değiştirir ve sunuma katılır.

Dizinin bu bölümünü izlediğimde aklıma ilk gelen şey kendimizi ne kadar tanıyoruz, potansiyelimizin farkında mıyız ve en önemlisi de yaşamla baş etmemizi, sorunlarla gerçekçi bir şekilde mücadele etmemizi sağlayan önemli bir kişisel özelliğimiz olan özgüven duygumuzun ne kadarına sahibiz.

Özgüvenimiz olmadığında işleri yapabilme yeteneğimizden emin olamayız. Gerekli beceriye ve deneyime sahip olduğumuzu bildiğimiz halde daha önce hiç yapmadığımız bir işle karşılaştığımızda endişeleniriz. Bu hikayede de olduğu gibi Dr. Miranda kendisine güvendiği halde bir anlık endişesiyle neredeyse çok istediği ve hayalini kurduğu görevden vazgeçmek üzereydi.

İşte insana güç veren, enerjisini arttıran ve daha fazla çaba göstermesini sağlayan, kısacası başarı için ilham kaynağı olan bu duygu hayatımızda büyük bir öneme sahip. Bir anlık  endişeye kapılıp hayallerimizden vazgeçmeyelim. Kendimize güvenelim…

Bu arada unutmadan söyleyeyim hastanenin yeni başhekimi Dr. Miranda Bailey oluyor 🙂

#ikarzusu

Kaynak

http://goo.gl/tquYWu

http://goo.gl/JIIYQI

Büyüklerin Boyama Terapisi

20150915_194920

Son zamanların en yeni akımı olan büyükler için boyama kitapları hepimizi sardı. Bu kitapların ilki 2013 yılında İskoçya’da 96 sayfalık Esrarengiz Bahçe” adlı kitapla başlayıp geçtiğimiz yıl önce İngiltere’de ardından diğer ülkelerde satışa sunulmuş. Bu furya Türkiye’de de hızla devam ediyor. Bu kitaplara en çok satılan kitap listelerinin başında, sosyal medya hesaplarında ise boyanmış halleri ile örneklerine sıklıkla rastlar olduk.

Peki neden birden bire hepimiz boyar olduk? Bu sorunun cevabını birçok psikolog çocukluğumuza dönme arzusu, çocukluğumuzdan kalma bir zevk olarak adlandırırken aynı zamanda boyamanın rahatlatıcı ve stres azaltıcı bir unsur olduğunu da belirtmektedirler.

Uzmanların yanı sıra bu kitapları boyayan insanlar da stresten uzaklaştıklarını, odaklandıklarını, rahatladıklarını ve yaratıcılıklarını geliştirdiklerini belirtiyor. İşin en güzel yanı ise hiç kuşkusuz kendi eserinizi yapmış olmanız. Çocuklar bizlerin teknolojik ürünlerini kullanırken şimdi bizde onların boyama kitaplarını kullanarak yer değiştirmiş bir nevi  renklerin dünyasına adım atmış olduk.

Kısacası BOYUYORUZ RAHATLIYORUZ…

Çalışanlarınızın stresle başa çıkmasını, rahatlamasını, odaklanmasını ve yaratıcılıklarının gelişmesini isterseniz işte bu kitaplar tam sizlere göre…

Bu arada boyama çılgınlığımıza alternatif olarak şimdide nokta birleştirme kitapları raflarda yerini aldı, kim bilir belki hepimizi etkisi altına alır…

#ikarzusu

Kaynak

http://goo.gl/kJ0cQS

Ezber Bozmak İyidir!

357_130220131654_330831625

Çalışma hayatımızdaki yaptığımız bazı işler alışılagelmiş ve standarttır. O kadar çok tekrar edersiniz ki artık o işi gözü kapalı şekilde yapma seviyesine ulaşırsınız. Öyle ki işler beyinize kazınarak ezber hale gelir.

 Ya ezber bozulursa…

Yönetim Danışmanı Tanzer Bilgen‘in TEDxReset Konferansı’nda anlattığı bir hikayeyle ezber nasıl bozuluyor sizlerle paylaşmak isterim.

“Söke Dünya’da en kaliteli pamuk yetiştirilen yörelerden bir tanesidir. Sökeli çiftçiler nesillerdir pamuk yetiştiriyorlar ve bu işte çok iyilerdir. O kadar üst üste yetiştirmişler ki artık bazı işleri ezbere yapar olmuşlar. Pamuğun başlıca düşmanı pembe kurttur ve bu kurt genelde temmuz ayının ilk haftasında çıkarak tüm tarlayı yerle bir etmektedir. Bunu önlemek isteyen çiftçiler ise her sene temmuz ayının ilk haftası ezbere ilaçlarını tarlalarına atıyorlar. 2010 yılında yine temmuzda ilaçlarını attılar ve bir bakmışlar ağustos ayı başında tarlalarda pamukların çiçekleri kurtlar tarafından yeniyor.”

Yaptığınız işlerde çok başarılı olabilirsiniz ancak yinede yaptığınız işi çok iyi gözlemlemek zorundasınız. Gözden kaçırdığınız en ufak bir detay yaptığınız tüm işin çöp olmasını sağlar. Bu sebeple bazen ezber bozmak iyidir, yaptığınız işin çöp olmasını engeller.

#ikarzusu

Kaynak

https://goo.gl/Eii4HC

Çalışanlar Tatillerini Nasıl Planlıyor?

nokia_shop_tatil_kampanyasi

Okulların kapanmasıyla birlikte artık yaz tatili sezonu başladı. Öğrenciler tatilin tadını doyasıya yaşamaya başlarken biz çalışanların da dört gözle beklediği tatil sezonu açılmış oldu. Hakkettiğimiz izin süreli içerisinde tatilimizi gerçekleştireceğiz.

Artık ofislerde sıkça rastlayacağınız tatil sohbetleri dönemine hoş geldiniz…

Çalışanlar tatilini nasıl planlıyor sorusunun yanıtı ise Kariyer.net’te. Çalışanların tatil hakkındaki görüşlerini öğrenmek isteyen Kariyer.net “Ofiste tatil nasıl planlanıyor?” başlıklı bir anketi uygulayarak bu soruya yanıt aradı. 932 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen anket sonuçları Mayıs ayında çıkan 143. sayılı dergisinde bizlerle paylaşıldı.

Anket sonuçlarını özetleyecek olursam; çalışanlar ağırlıklı olarak yaz tatilini tercih ediyormuş, 1-5 yılları arasında görev yapan çalışan sayısı fazla olduğu için çalışanların ağırlıklı olarak kullanacağı izin süresi 14 gün, yaz tatili 1-3 ay önceden planlanabiliyormuş ancak iş yoğunluğu nedeniyle büyük bir kısım çalışan henüz tarihlerini belirlemiş, çalışanlar izinlerini genelde istedikleri tarihlere bölerek kullanmayı tercih ediyormuş, hepimizin yakındığı üzere tatil süresi biz çalışanlar tarafından yeterli bulunmuyormuş. En önemli sonuca bakacak olursak yıllık izin süresi boyunca işler mobil cihazlardan takip edilmeye devam ediliyormuş. 

Görüldüğü üzere her ne kadar tatil süresi içerisinde olsanız da işinizden ayrılmak pek mümkün görülmüyor, buna rağmen yine de tatilde olmak birçok çalışanın motivasyon kaynağı olmasına devam ediyor. Buradan hareketle yolan çıkan Çinli Tiens Group 6 bin 400 çalışanını 4 gün sürecek Fransa tatiline götürerek muhteşem bir organizasyona imzasını atmış. Umarım Türkiye’de de böyle örnekleri bolca görebiliriz…

#ikarzusu

Kaynak

Kariyer.net Dergisi (Mayıs 2015) 143.Sayı, Ofiste tatil nasıl planlanıyor?, 16-17 sayfa.

http://goo.gl/niiXIl